Yapay zekâ (Artificial Intelligence - AI), insan zekâsının yeteneklerini anlamaya, modellemeye ve bu yetenekleri makineler aracılığıyla yeniden üretmeye çalışan disiplinler arası bir bilim ve mühendislik alanıdır. Temel amacı yalnızca insanın düşünce süreçlerini çözümlemek değil, aynı zamanda bu süreçleri taklit edebilen veya onları aşan “akıllı varlıklar” inşa etmektir.
AI kavramı, modern anlamıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra şekillenmeye başlamış, 1956 yılında Dartmouth Konferansı’nda resmi olarak adlandırılmıştır. Günümüzde AI; öğrenme (learning), algı (perception), doğal dil işleme (natural language processing), bilgi temsili (knowledge representation), otomatik akıl yürütme (automated reasoning), planlama (planning), robotik (robotics) ve öneri sistemleri (recommender systems) gibi çok çeşitli alt alanları kapsar. AI sistemleri; satranç oynayabilen yazılımlardan, tıbbi görüntülerden hastalık teşhisi koyabilen derin öğrenme modellerine kadar geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Şekil 1.1a’da Yapay Zekâ görseli görülmektedir.
Alan literatüründe AI’ın tanımı genellikle iki eksende ele alınır: “düşünme” ve “davranma” eksenleri ile “insana” ve “rasyonelliğe” dayalı perspektifler. Bu yaklaşımlar dört ana kategoride toplanır:
Açıklamaları görmek için başlıklara tıklayınız.
Modern bilgisayar biliminin ve yapay zekanın temellerinde kilit bir figür olan Alan Turing (1912-1954), 20. yüzyılın en etkili matematikçilerinden ve bilgisayar bilimcilerinden biridir. Bilgisayarların düşünme yeteneğine sahip olup olamayacağı sorusunu ilk ciddi ve sistemli bir şekilde ele alanlardandır.
Turing, 1936'da yayımladığı "On Computable Numbers, with an Application to the Entscheidungsproblem" başlıklı makalesinde, günümüzde "Turing Makinesi" olarak bilinen soyut bir hesaplama modelini tanıttı. Bu hipotetik makine, temel sembolleri okuyup yazabilen, sonsuz bir bant üzerinde hareket eden basit bir mekanizmadan oluşur. Turing makinesi, herhangi bir algoritmik süreci modelleyebilen evrensel bir cihaz olarak kabul edilir. Bu kavram, modern bilgisayarların ve yazılımların teorik temelini atmış ve bilgisayarın yapabileceği ve yapamayacağı şeylerin sınırlarını tanımlamıştır. Computability theory ve complexity theory gibi alanların da temelini oluşturur. Şekil 1.1b’de Turing Makinesinin görseli yer almaktadır.
1950'de "Computing Machinery and Intelligence" adlı makalesinde önerdiği Turing Testi, bir makinenin "akıllı" olup olmadığını değerlendirmek için tasarlanmış bir deneydir. Temelinde bir "taklit oyunu" (imitation game) yatar. Bir insan sorgulayıcı, hem bir insan hem de bir makine ile yazılı iletişim kurar. Eğer sorgulayıcı, iletişim kurduğu tarafın insan mı yoksa makine mi olduğunu makul bir süre sonra ayırt edemezse, makinenin testi geçtiği ve "insan benzeri bir zeka" sergilediği kabul edilir. Bu test, makine zekasını ölçmek için pratik bir ölçüt sunmuş ve yapay zeka araştırmalarını derinden etkilemiştir. Turing, testi geçmek için bir makinenin natural language processing, knowledge representation, automated reasoning ve machine learning gibi karmaşık yeteneklere sahip olması gerektiğini vurgulamıştır.